Çarşamba, Nisan 23, 2014

Yoga


Fotoğraf: Mert Akdemir, 19 Temmuz 2013*
Bugün açık havada yoga yaptım.

Nefisti! İyi bir yogadan sonra bana istediğinizi kabul ettirebilir, yaptırabilirsiniz.

Sanırım 10 yıldır (çok düzenli olmasa da) yoga yapıyorum. Buna rağmen, bugün hiç bilmediğim kaslarımı keşfettim. Bacağımın içinde ve ayak bileğimin dışında.

Hava sıcak, rüzgar kararındaydı. Bazı hareketlerde, vücudumu döndürüp kolumu kaldırarak göğe uzandığımda mesela, dağınık bulutlarla filtrelenmiş güneşle göz göze geliyordum. Sınırlarımı zorladığım her pozisyonda, saatlermiş gibi geçen, oysa belki sadece bir dakikalık sürenin sonunda, tam pes edip kaslarımı serbest bırakacağım anda eğitmenimiz (M. Yunus Kürk) yeni harekete geçiyordu. Böylece vücuduma yenilmemiş, bir dayanıklılık testini daha geçmiş oluyordum.

Açık havada yoga yapmayı çok özlemişim. İyi geldi. Grup o kadar hevesliydi ki, (önümüzdeki yağışlı günler geçtikten sonra) akşamüzeri "Devrim'de Yoga"lar yeniden başlayacak galiba.Yaşasın!

* Güneş batarken yağmur çiseliyor ve o "gün", unutulmazlar arasında yerini alıyordu. (http://instagram.com/p/b7C2k3hoxC/)

Pazar, Nisan 20, 2014

Dijitalleşen ve kristalleşen

Elektronik posta kutumu çok seviyorum. Bazen anahtar kelimeyle arama yaparken aniden karşıma bir satır aşk çıkı-çıkıveriyor. Ya da hüzün... Konuşulamayan, sadece yazılabilen sessiz bir dert veya büyük harflerle sevinç! Yağmurlu bir günden ya da vapurdan bir not. Filmin yönetmeni, makalenin yazarı. Yemek veya adres tarifi. Yüreğimi açtığım biri veyahut birinin açılmış yüreği... Düşü-düşüveriyor ekrana.

Bir "dize" yalan

Bir şiir vardı. Ve ben bir yalan söyledim.


Cuma, Nisan 18, 2014

Rüyamda, Ada'yı özlemişim.

Perşembe, Nisan 03, 2014

Beklenmeyen

Her an yalnızlık çekebilirim.

Pazartesi, Şubat 17, 2014

Ses-bir-ki...

Ankara'ya geldiğimden bu yana üç kez sesimi yükselttim. İkisi bugün.

Tüh!


 
Dün küpelerimi takmayı unutmuşum.
Belki uzanıp "ne güzel küpelerin var" derdi, parfümümü duyardı ve kazayla boynuma dokunurdu.
Tüh!

3 Şubat Pazartesi, akşamın bir vakti.


Pazar, Şubat 16, 2014

Pazar. Pazar.

Bir süredir pazara gidemiyordum. İçimde ve buzdolabımda büyük boşluk yaratıyordu bu. Köy yumurtası almak istiyordum, mahallenin tek marketi Şok'ta en küçüğü 15'lik pakette fabrika çıkışlı yumurta almaya direniyordum. Kahvaltıdan önce gitmeye karar verdim, hem sabah yürüyüşü olurdu.

İlk durağım Bolulu teyze. Köy yumurtası, manda sütünden süzme yoğurt ve sepet peyrini, keçi sütünden tulum peyniri. Tereyağı evde var, daha bitmedi, teşekkürler.

Enginar çıkmış. Kerevizle aynı tezgahta olması tuhaf ama dayanamadım, aldım.

Havuç, pancar, brokoli, yerli muz, kiraz domates, bahçedenmiş roka. Oysa dur Nokta, yanlız yaşıyorsun unutma! 

Çıkıştan önce son durak yeşillik satan teyze. Evde var ama limonların yanına maydanoz atmasına hayır diyemedim. Israr etse tüm tezgahı alabilirdim. O kadar zayıfım karşısında. Kimbilir kaç yaşında, ekmek peşinde...

Hazır gelmişken yandaki markete de uğrayıp, çantamı biraz daha ağırlaştırdım. Sonra hızla döndüm eve. Basit bir ziyafet hazırladım kendime. Şükrettim hayatın verdiklerine...


Cumartesi, Şubat 15, 2014

Çare

Bitmesini hiç istemediğim bir günün ortasındayım.

Salonun perdesini sonuna kadar açtım. İnce ince, sıra sıra yağan yağmurun ışığı içeri doldu. Sesi ise banyonun açık penceresinden geliyor. Bazen senkron tutmuyor.

Dün akşamki Bilkent Senfoni Orkestrası Konseri'nin etkisiyle TuneIn'de bulduğum, sadece senfonik müzik çalan radyoyu dinliyorum. Çarşaf gibi bir denizde, kendimi sırtüstü suyun kollarına bırakmışım sanki. Yumuşacık sarıyor beni. Altımda deniz, üstümde gökyüzü. (Konser çıkışı önümüzdeki Perşembe, bu kez Beethoven için bilet aldım. Bir sonraki hedefim CSO konseri.)

Uzun kahvaltı sonrası (belki de sandığım kadar uzun değildi, öncesinde yarım saat Devrim'de koştuğum için geç kahvaltı demek daha doğru olabilir) espresso'mu yapıp kanepeye geçtim. Okumalar Okuması beni bekliyor. Akşam, ara ara aldığım zevkin heyecanından, hemen bitmesin diye okumayı bıraktığım oldu. Alberto Manguel'in okuma tutkusuna hayranım. İlham verici. Kalemlerim, hemen kitabın yanında. Okumak-yazmak karışıyor birbirine. Kurşun kalem 2010 TATE ziyaretinden. Monteverde dolmakalemim HM'nin 2009 yeni yıl armağanı. Deri kılıfı yıprandı. İstanbul'dan yenisini bekliyorum. Anılar böylelikle dokunulabilir, sevilebilir, nazlanabilir hale geliyor.

Gün bitmesin istiyorum. Çare olarak bunları yazıyorum.


Salı, Şubat 11, 2014

Bir buluşma öyküsü

Hep bir kitapçıda tanışmayı hayal ettim. Olmadı. Ama Pazar günü kitapçıda buluşmak üzere sözleştik. İçeri girdiğimde yokluğuyla doluydu dükkan. Elimde, alacaklarımın listesi vardı. Ortadaki masada yığılı yeni çıkanları birkaç kez tavaf ettim. Kitap kapaklarının üzerindeki harfleri tanıyordum ama yazılanları anlamıyordum. Başka bir dildeydi hepsi ya da benim aklım başka yerdeydi. İki metre ötedeki kapıya bakmamalıydım, bakmamalıydım, bakmamalıydım. Aradığım kitapları bulamayınca Öykü Uçları'nı yakalayıverdim usulca. Parasını verirken, koluma dokundu "naber" dedi usulca.
Öykü Uçları,
Çok Çok Kısa Öyküler 

Ali Teoman
YKY, Ocak 2014