Cumartesi, Mayıs 16, 2009

Ay ay ay!

bu gece yine
ilginç şeyler anlatıyor olmalı
toplamış etrafına yıldızları

2006

Are you lucky?

What is the luck? Is it about winning lottery? Or your basketball team score in the nick of time? Catch the train? Find an umbrella in the rain? Or health, family, beauty, talent, gift from god? You don’t have to choose one.

Luck is believing and feeling in my opinion. If you are lucky, you can know you are lucky. It means only lucky people believe they are lucky. The others always think they are unlucky.

You can change your luck. If you want to be lucky, first rule is that you have to think you are very lucky! If you feel lucky, luck comes to you! Yes it’s true!

I read an article about luck and lucky people. Richard Wiseman is a psychology professor He wrote The Luck Factor. It’s a bestseller book about lives and minds of lucky people. He wants to learn why some people have right time and right position? Why do the others live always bad things?

First he published an advertisement and asked the people: Do you believe are lucky or not? Hundreds of people answered him. After he separated people two groups.

Believe lucky: Group A
Believe unlucky: Group B

He studied 10 years together some volunteers. And he recorded every detail.

The first result is they don’t know why they are lucky or unlucky. But the truth is their life styles and their minds create their luck.

Group A (they believe they are lucky), always catch the chances and opportunities, but Group B don’t. Why? Is it about talent of seeing opportunities? He wants to understand why and made an experiment. He gave to two groups people the newspaper and he asked to them how many pictures there were. And he published an advertisement the same newspaper: If you saw this, please tell the professor and win 250 pounds.” It was half page, there was very big headline.

Group A people saw this advertisement, but Group B people didn’t.

People, who believe they are unlucky, more anxious than lucky people. That’s why they nervous and they cannot realize or discover unexpected opportunities. However people who believe luck, relaxed and open minded. That’s why they can see everything.

So, if we want to luck, we should believe in we are lucky. And we shouldn’t worry about our luck. We should think positive, listen our heart and instincts.

26th September 2008, Boston

Göçmen kuşlar!


Göçmeyin demek istiyorum aslında. Ya da beni de götürün yanınızda. Yükseklik korkum var ama sadece binaların tepesindeyken. Uçmaktan korkmuyorum gökyüzündeyken.

Acaba yolculuk nereye? Yanınızda pusulanız, gaganızdan düşüremediğiniz anılarınız var mı? Unutmak istediğiniz şeyleri burada mı bırakıyorsunuz yoksa denizin üzerinden geçerken aşağıya atmak mı en iyisi? (B)alıkların hafızası zayıf neyse ki.

...

7 Eylül 2007

Cumartesi, Ocak 24, 2009

The truth

Pazartesi, Ekim 29, 2007

Yazmalı. Yazmaya bir şeylerden başlamalı.

Sevgili Günlük,

Adalet Ağaoğlu'nun günlüklerini okuyorum da, titreyip kendime geliyorum. (Damla Damla Günler, 3 Cilt, Remzi Kitapevi) Allahım yazmak nasıl bir şey?! Ben şu küçük, zavallı halimle koskoca Adalet Ağaoğlu ile benzer sancılar çekiyormuşum. Yeryüzünde yalnız değilmişim! Ama onun yazıya verdiği emek ve harcadığı mesainin yüzde birini bile ayırmıyor/ayıramıyorum. Ama istiyorum.

Bugün kitap fuarına gittik Sümbül'le. Çok nefis kitaplar aldım. İletişim Yayınları standında kendimi kaybettim. Oğuz Atay - Tutunamayanlar, İhsan Oktay Anar - Amat + Suskunlar, Alan Watts - Anında Hava Tahmini (aldığım en ilginç kitap! bulutlara bakıp, hava tahmini yapmayı anlatan, 24 sayfalık pratik bir kitap, ileride tekne sahibi olursam işime yarar heh he), Murat Belge - İstanbul Gezi Rehberi (yıllar önce sevgilime almıştım, e ayrılınca bazı kitaplardan uzak kaldım, bu da onlardan biriydi.). İthaki'den Kemal Tahir -Kurt Kanunu, Doğan Kitap'tan Hasan Ali Toptaş - Harfler ve Notalar + Uykuların Doğusu (Harfler ve Notalar HM'nin bahsettiği bir kitaptı, Uykuların Doğusu da 2006 Orhan Kemal Roman Ödülü almış, merak ettim), 314 no'lu standdan Aydın Şimşek'in bizzat kendi elinden (maalesef imzalatmayı unutarak) Yaratıcı Yazarlık + Estetik ve Mücadele Estetiği (kendisiyle okuma-yazma üzerine yaptığımız sohbet, ayrı bir yazı konusu), Merkez Kitap'tan Karen Armstrong - Mitlerin Kısa Tarihi, Elma Yayınevi'nden Dr. Ali Işık - Yabancı Dil Nasıl Öğrenilmez, Remzi'den Zülfü Livaneli - Sevdalım Hayat (daha çıkalı kaç gün oldu, 10. baskıyı yapmışlar. Remzi Kitapevi'nden çıktığını bilmesem, 100'er 100'er mi basıyorlar diye şüphe edeceğim:P) aldım.

Eve gelir gelmez Amat'a başladım. İhsan Oktay Anar'ın Puslu Kıtalar Atlas'ını okumuştum. HM, Vahide ve Sümbül, Amat'ın da iyi olduğunu söylemişlerdi.

Stantlardan birinde Mustafa Ruhi Şirin'i gördüm, ayaküstü sohbet ettik.

Çıkmadan RYD'nin standına da uğradık. Bülent Fidan, Ortaya Karışık Seyirlik İşler kitabını armağan etti. (E, ben onu da imzalatmamışım!! Neyse haftaya Celil Oker'in imza günü için yeniden gitmeyi planlıyorum, yanıma alayım.)

Sevgili Günlük, yaptığım hesaplara göre, işten-güçten-trafikte harcadığım zamandan (ki artık günde 2 saati aştı!) artan zamanlarda kişisel okuma yazmalarım için günde fazladan 4 saate ihtiyacım var:) Zaten fazla uyumuyorum. Sık sık akşamları dışarı da çıkmıyorum. Bu durumda internet ve tv'yi kısacağım:) Dolayısıyla artık bu yazıya nokta koyma vakti geldi heh he:)

En kısa zamanda tekrar yazacağım, söz:)

Not: Parantezleri de azaltmak lazımmış, artık bir dahaki yazıda:)

Pazartesi, Mayıs 01, 2006

Dar zamanlar, geniş insanlar

Sabah yatakta gözümü açtığım andan itibaren yapılacak işlerin düşüncesi beni esir alıyor. Ahım şahım bir işim yok aslında, bir reklam yazarıyım sadece. İşten başka vakit ayırmak istediğim birkaç “iş” daha var. Ve de yalnızca 24 saatim!

Sanki koskoca İstanbul’da herkes ve her şey yavaşlatma eylemi yapıyor. İşe giderken, evden ne kadar erken çıkarsam çıkayım biraz sonra yüreğimde bir darlık: “hay Allah trafiğe bak, ya hadi gitsenize, açın yolu, geç kalıyorum.” Halbuki sıradan bir yoğunluk. Bana nedense anormal geliyor. Neyse TEM’e çıkınca su gibi akıp gidiyoruz. TEM’i seviyorum.

İşe geliyorum. Bilgisayarımın düğmesine basıyorum. Aa, yoksa fişi mi çıkmış, ekran hala karanlık. Kasaya kulak veriyorum. Evet “tır tır tır” çalışıyor. Hah tamam açıldı. Simgeler masaüstüne bir bir yerleşiyor. Amma da yavaş açılıyor.

Yapılacaklar listesi gayet makul. Ama sanki listede olmayan işler mi var nedir? Ya da unuttuğum bir şeyler?! İçimde bir huzursuzluk. Sanki yapılması gereken bir şeyler var, ben yapmıyorum ve zamanı geçiyor. Yok, yok, kesin atladığım bir şeyler var! İç sesim beni rahatlatmaya çalışıyor: “Biraz keyfine bak, kitap karıştır, gazete oku, mail’lerini kontrol et. Rahat ol ya!” Daha da içerideki sesim dürtüyor: “Ajandana bir daha bak. Her işi yaptıysan bile gözünden kaçan bir deadline olabilir. Ya da ödenecek bir fatura, doğum günü kutlanacak bir arkadaş, not alınmamış bir sunum vardır belki”

Neyse öğleden önce biraz isim çalışıyorum. En sevdiğim işlerden biri. Yoğunlaşınca ne iç seslerimi, ne de her gün aynı şeyleri çalan radyoyu duyuyorum. Bir süre sonra gözlerim yanıyor. Ekrana fazla bakmaktan mı, içmeyene gider kuralıyla etrafımı saran sigara dumanından mı, bilmiyorum.

İnternette dolaşan bir yazı geliyor aklıma, imzasını hatırlamıyorum. Orta Amerika’da yerlilerin rehberlik ettiği bir turist grubu dağa tırmanıyormuş. Çıkmışlar, çıkmışlar, tepeye az bir mesafe kalmış, rehberler durmuş. Turistler, onlara neden durduklarını sormuşlar. Yerliler de “çok hızlı çıktık, ruhumuzun bize yetişmesini bekliyoruz” demişler.

Hadi biz de biraz yavaşlayalım.

25 Aralık 2005

Çarşamba, Mart 15, 2006

Yazar nasıl çalışır?

Sorar, okur, yazar, dener, bozar, atar, tutar, susar, araştırır, sessiz-sesli düşünür, eski defterleri karıştırır, internette gezer, araştırma okur, sözlük karıştırır, Buluş Nasıl Yapılır’a bakar, kağıt uçak yapar, markete-bakkala gider, komşusuna-arkadaşına danışır, rakipleri dener, tv izler, radyo dinler, müşteri temsilcisini dinler, sanat yönetmeniyle konuşur, otoparkçıyla fikir alışverişi yapar, doktorunu arar, büyüteçle bakar, magmaya iner, Ay’a gidip bir de oradan bakar, sinemaya gider, çekirdek çitletir, bitter çikolata yer, kahve içer, uyur, rüyasında görür, resim çizer, maket yapar, bitki çayı içer, Leman-Penguen okur, bilim-kurgu okur, Archive’e bakar, gettyimages’ı dolaşır, fıkra-masal okur, bulmaca arar, ters çevirir, yana döndürür, başlık atar - başlığı atar, uyak sözlüğü okur, ansiklopedi karıştırır, mitoloji okur, masasında oturur, volta atar, boş bir odaya kaçar, kulaklık takamaz, dikkatini dağıtır-toplar, geç yatar-erken kalkar, Türk Gülmece Öykü Antolojisini okur, başkalarının ne yaptığına bakar, dergileri karıştırır, seri ilan okur, fotoğraf çeker, ipucu yakalar-işin ucunu kaçırır, kalemlerini açar, not defteriyle gezer, sayılarla oynar, kelimelerin-harflerin-logonun-görselin yerini değiştirir, reklam kuşaklarını kaçırmaz, Saatli Maarif Takvimi karıştırır, hava almaya çıkar, nereye gitse 40 tilkiyle dolaşır.

Yazar, ne yazar, ne yazamaz

Başlık, slogan, ilan, metin, senaryo, radyo spotu, cıngıl, diyalog, mektup, şarkı sözü, radyo oyunu, katalog, broşür, etiket, ambalaj, duvar yazısı, billboard, afiş, fikir, kullanma kılavuzu, albüm kapağı, haber, advertorial, el ilanı, bez afiş, tabela, rozet, çıkartma, faaliyet raporu, interaktif cd, web sitesi içeriği, kartpostal, önsöz, bulmaca, mâni, şiir, rehber, bayi listesi, poşet, masal, öykü, roman, satış kiti, yer çıkartması, yaka kartı, bülten, eleman ilanı, tv bandı, davetiye, istifa dilekçesi, kitap ayracı, düşünce balonu, mousepad, sinopsis, rasyonel, radyo programı, tv programı, vefat ilanı, plaket, eleştiri, yorum, banner, anket, form, anı, anons, soru-cevap, yemek tarifi yazar.

Pazar, Ocak 01, 2006

İlk yazı

- "Ne yazsam, ne yazsam?"
- "Ne demek 'ne yazsam'? Blog açtığına göre yazmak istediğin bir şeyler olsa gerek."

Tanıştırayım, biri iç sesim, biri dip sesim. Bunlar, uyanık olduğum saatler boyunca konuşuyorlar. Çoğunlukla varlıklarının farkında değilim. Bazen aklımı karıştırıyor, bazen işe yarıyorlar.

Her şeye maydonoz oluyorlar. (Mesela "maydonoz mu? maydanoz demek istedin herhalde" diye, biri lafa karıştı şimdi) Düzeltiyorum, her şeye maydanoz oluyorlar. (Mutlu oldunuz mu?)

Her zaman iktidar - muhalefet çekişmesi yaşamıyoruz, ittifak da yapıyorlar. Yeni yılda daha çok yazayım diye içimden geçiriyorum. Hemen biri atlıyor, "okumaya da daha çok zaman ayırmalı", diğeri durur mu "evet evet, gerekirse daha az uyu, daha çok yaz-oku". Tamam diye cevap veriyorum. Nasıl emrederseniz.

Ya, ne iyi oldu, yeni yılın ilk dakikalarında derinlerden bir şeyler çıkardım diyorum. İç sesim "yok, şimdi de çok açtın kalbini, içini gösteren cümleler kurdun" diye uyarıyor.

Ve onu dinliyorum, şimdilik duruyorum.