Salı, Temmuz 24, 2012

Kayıt

Kayıtlara geçsin diye yazıyorum, kayıtsız kalmaya çalışmak hiç kolay değilmiş.

Perşembe, Temmuz 12, 2012

Mücadele

Yazıpsildimyazıpsildimyazıpsildim. En fazla bunu yazabildim.

Salı, Haziran 12, 2012

Yazmadıklarım

Yazmadıklarım hakkında yazmak, kulağa tuhaf geliyor. Zaman zaman yazmadıklarımın beni değiştirdiğini, dönüştürdüğünü, büyüttüğünü hissediyorum. Hem biraz daha kendim oluyorum hem biraz daha "ben"den uzaklaşıyorum.

Bazen daha ilginç bir şey oluyor. Yazıyorum. Deftere veya blog'a. Sonra kendime saklıyorum veya yayından kaldırıyorum. Ama "geçici" yazmış olmak bile yetiyor bana.*

Yazmak böyle tuhaf işte...

*Vakti zamanında aldığım bir kitabı anımsadım şimdi. Kadınlar Neden Yazdıkları Her Mektubu Göndermezler? Kalktım, kitaplıkta buldum. 8 Ekim '97 olarak tarih atmışım, bir de "belki artık gönderirim" diye not düşmüşüm kapak içine... Konusunu hatırlamıyorum, başlığı hâlâ ilginç.

Cumartesi, Mayıs 19, 2012

19 Mayıs, önemli gün.



19 Mayıs'ları iki kere severim. Birkaç yıl önce bir 19 Mayıs'ta yeni bir yol çizmiştim kendime, içinde okul olan, okumak, yazmak olan... O gün kağıt üzerindeydi, sonra gerçek oldu.

Geçen yıl bugün, yine güzel bir 19 Mayıs'ta taşındım Burgazada'ya. Vapurla gidip geldiğim bir hayaldi önceden. Bu sabah yürüyüşte vaktiyle Sait Faik'e gölge yapmış bir çamla tanıştım. Bence kesin oydu, geçenlerde okuduğum hikayeden tanıdım.

Bugün yine önemli bir çalışma yapacağım kendimce.  Onu da yazarım vakti gelince.

Uğurlu gün, 19 Mayıs iki kere kutlu olsun.

Cuma, Nisan 20, 2012

Aniden

İnsan karşısına aniden çıkıveren şiirlere hazırlıklı olamıyor.

 

adsız

minik kara gözlerinle bakıyorsun bana işte,
sıcacık dokunan o iki gözle.

yarıda kalan kelimem dökülüyor yere,
belli ki artık sensin her kelimem.

Onur Güngör

Cuma, Nisan 13, 2012

Başlıksız


İki ada arasında, hayalle gerçek arasında.

Pazartesi, Nisan 02, 2012

Sözcüklerin esiri olmak


Sözcükleri kullanmak kolay değildi, şimdi iyice güçleşti. Gündüz Vassaf'ın Cehenneme Övgü kitabını, yıllar sonra tekrar elime aldım. İlk yazı Geceye Övgü, etkilemekten öte, sarstı beni. Ama şimdi bahsetmek istediğim konu başka, Sözcük Mahpusları bölümü...

Sözcükler gerçekte ("gerçekte" yazarken, bu ifadenin ne kadar "gerçek" olduğu hemen şüpheli hale geliyor, ilginç) ifade etmek istediklerimizi ne kadar karşılıyor? Bunu en iyi şairler yapıyor muhtemelen. Bir dizede, bazen bi' dünya imgelem... Biz, geriye kalan ölümlüler ise Gündüz Vassaf'ın deyişiyle "konuşarak, geçici bir ölümsüzlük peşinde boşu boşuna koşuyoruz."

S.35
"Sözcükler, nesnelerin ve duyguların dünyasına bir düzen, bir standardizasyon getirir. Bu, ne maddi ne de manevi dünyada bulunan bir standardizasyondur. Sözcükler, karşılıklı, birbirine bağlı bir yaşamı desteklemek amacıyla iletişimi kolaylaştırmak için yarattığımız yapay kurgulardır. Sözcükler, ihtiyaç gereği her şeyi alelade, basit imgelere, kavramlara ve kalıplara indirger. Doğayı ve toplumu sahiplenme, düzenleme ve denetleme yolundaki kendi kendimize belirlediğimiz kader-hedefe doğru ancak böylelikle ilerleyebiliriz."

...

"Birbirimizi anlamayacağımız korkusuyla, sözcükleri gereğinden çok kullanıyoruz. Konuşamamanın, iletişim kurmayı reddetme anlamına çekilmesinden, kabalık olarak görülmesinden korkuyoruz. Ayrıca, çok fazla konuşuyoruz. Sessizlik bizi ürkütüyor. Sessizliği denetleyemiyoruz. Oysa sessizlikte, sezinlediğimiz ama tanımadığımız dürtülerin, özgürlüğün ve gelişigüzelliğin son noktası saklıdır."


S.39
"Suskunluk, duyuların yoğunlaşmasına yol açar - insanlar arasında sessizlik, iletişimin çoğalmasını sağlar. Çünkü sessizliğin içinde, ikimizden ya da üçümüzden daha büyük olan bir şeyi paylaşırız. Sessizlik, duyularla algılananların tümünün doruk noktasıdır."

...

"Konuşulan söz totaliterdir. Buyurur. Sahiplenir. Öteki sözleri dışarıda bırakır. Ağzımızdan çıktığı anda, hiyerarşik bir ilişki yaratır: Bir konuşan, bir de dinleyen vardır."

S.40
"İnsanı şaşırtan, hayrete düşüren, tedirgin eden şey sessizliktir. Düzenlenmemiş olan şey, sessizliktir. Tehlikeli ve bilinmeyen olasılıklar vaat eden şey, yine sessizliktir. Hayal gücümüzü zenginleştiren, yine sessizliktir."

S.41
"Ozanlar, sessizliğin seslerine kulak verirler."

Pazar, Mart 25, 2012

Tehlikeli karışım

Rakıyı suyla içmek normal, müzikle karıştırmak tehlikelidir.

Adada yaşamayı düşünen ve fikrimi soran arkadaşıma mektup


Çiğdemciğim selam,

Ben hayatımdan memnunum. Deprem riski dışında burada ev sahibi olmamak için bir neden yok bence. Şahsen ben istiyorum. Olumlu yanlarını az-çok biliyor, tahmin / hayal ediyorsundur, ben çok basit günlük yaşam pratiğiyle ilgili birkaç şey söyleyebilirim:

- Daimi ulaşım sıkıntısı: Vapur-motor saatlerine tâbisin. Ekim-Haziran arası kış tarifesi pek kullanışsız, son vapur Kabataş'tan 23:00'te, Büyükada'dan 20:00'de.

Ayrıca vapurun sabit süresi tezcanlıları rahatsız edebilir. Kınalı-Burgaz neyse de Büyükada için yarım saat - 45 dk. daha eklemek gerek. Ama Büyükada ve Heybeliada'nın Kabataş'a motor seferi var ve Bostancı motorları daha sık.

- Pahalılık: Neredeyse HER ŞEYİN İstanbul'dan pahalı olduğu bir semt burası. Ama İstanbul'dan alışveriş yapmak da yorucu. Kabataş'a gelirken benim güzergahımda sadece Dia var. Maalesef private label dolu evim:)) Bostancı da pek farklı değil, bilesin. Adalar arası ulaşım da ciddi sınırlı olduğundan alışverişe başka adaya gitmek hiç pratik değil.

- Sağlık hizmetleri: Acil durumlarla ilgili olumsuz hikayeler var, dr. vs. sorunlu.

- Sosyal sıkıntılar: Gece hayatın bitecek, film festivali zamanı İstanbul'da kalman gerekecek, arkadaşların ziyaretine gelmeyecek, hava ısınsın da öyle gelelim diyecek ama yaz mevsiminde hafta sonları haberli/habersiz bi' dolu insanı ağırlaman gerekecek vs.

Kendi kendine yetiyorsan, sorun yok. Adalı bir aile bana birkaç sene sonra kaçarak İstanbul'a dönenler olduğunu söylemişti, uyaran eksikliği zamanla sorun olabilir.

- Privacy: Burası çok küçük bir yer. Mesafeli olmak gerektiğinde her zaman kolay olmuyor. Vapur servis gibi. Herkes herkesin nerede oturduğunu neredeyse biliyor. "Kaçak et kesmek" biraz güç:)) Privacy senin için çok çok önemliyse bir daha düşün derim.

- Taşınmak / yeni eşya almak: Tek kelimeyle kabus! Bu nedenle kiralık evler genelde eşyalı. Kitaplarımı kargo yapayım demiştim, adalara kargo paketi 5 veya 10 kg ile sınırlı, şimdi hatırlayamadım. Bu nedenle valiz valiz taşımak zorunda kaldım, işkenceydi.

- Lokasyon: Yaz-kış oturanların iskeleye yakın olması iyi olur. Adalılar torbalı, zembilli olur derler. Her gün sabah akşam uzun mesafe yürümek / yokuş çıkmak yorucu olacaktır. Hele 23:00 vapurundan inince...

- Isınma: Doğalgazlı bir ev düşünmelisin. Buradaki evler genelde yaz için yapılmış olduğundan büyük pencereli, yalıtım ve ciddi rutubet sorunları olabiliyor. Heybeliada'da aylık 750 tl doğalgaz masrafı olan birisiyle sohbet etmiştim.

- ATM olmaması: İstanbul'da para çekmeyi unutur ya da vapura yetişmek için çekemezsen burada sadece Denizbank ATM'si var. Ve alçaklar ortak ATM olarak her çekimden 5 tl ücret alıyorlar.

- Tamirat, tadilat meselesi: Ustaların sayısı az, servis ücretleri yüksek, mesai saatleri enteresandır. Genelde hafta sonları çalışmazlar. Geleceklerini söyleyip gelmezler. DIY konusunda kendini aşmaya hazır ol:)

Şimdilik aklıma gelenler bunlar. Başta da söylediğim gibi hayatımdan memnunum. Senin gibi bir komşum olsun isterim:)

Sevgiler,

Nokta

Pazar, Şubat 26, 2012

Kitaplar ve oteller

Kütüphane kitaplarıyla otel odaları bazı bakımlardan birbirine ne kadar benziyor... Aitlik yok. Başkasının izleri var. Süre sınırlı. İş biter, notlar/valizler toplanır, kitap/anahtar iade edilir.

Murathan Mungan, Otel Odaları